Arama             

Mertek ve çöp

Yalnızca yargıda değil, başkasını eleştirme hakkını kullanırken de, delil göstermek ve âdil olmak gerekir. “Hükmetmeyin ki mahkûm olmayasınız”. İsa (A.S.) bu sözü şu anlamda söylemiş olmalıdır: Başkası hakkında âdil olmayan hükümler verirseniz, kendinizi Allah katında mahkûm kılar, kendi mahkûmiyetinize yol açmış olursunuz. Bir konuda benim de hakkımda yine bir “hüküm” verildiğine göre, herhalde kamuoyu önünde bir temyiz savunması yapmam Fakıyr'e çok görülmez.

Mertek ve çöp - 12 / 05 / 2008 12:33


Yalnızca yargıda değil, başkasını eleştirme hakkını kullanırken de, delil göstermek ve âdil olmak gerekir. “Hükmetmeyin ki mahkûm olmayasınız”. İsa (A.S.) bu sözü şu anlamda söylemiş olmalıdır: Başkası hakkında âdil olmayan hükümler verirseniz, kendinizi Allah katında mahkûm kılar, kendi mahkûmiyetinize yol açmış olursunuz. Bir konuda benim de hakkımda yine bir “hüküm” verildiğine göre, herhalde kamuoyu önünde bir temyiz savunması yapmam Fakıyr'e çok görülmez.

3 Mayıs Cumartesi günü, “biraderim” Prof. Dr. Husrev Hatemi hakkında Dergâh Yayınları arasında çıkan Kitab'a ilişkin Alman Hastahanesi'ndeki toplantıya çağrılı idim. Bu toplantıda ben de birader hakkında bir nebze konuştum ve sonunda Kitab'ın bir nüshası Fakıyr'e de verildi.

Toplantıda “takdimciliği” üstlenen, Marmara Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Profesörü Dr. İsmail Kara'nın yazısında, daha sonra, kendimi “savunmamı” gerektiren bazı tavsiflere rastladım.

İsmail Bey, beni önce tanıdığını ve beni tanıdığı 1969 yıllarında benim “daha şeriatçi” olduğumu, kendisinin de “molla damarının daha müterakki” olduğunu yazmış. Ne var ki yazısının daha ileri bir merhalesinde kendisinin de “değiştiğini”, “molla damarının daha az müterakki” olduğunu söylemeye gerek duymadan, benim “kendisini tanıyan (yani beni) herkesi hayrette bırakacak şekilde kısmen veya tamamen Atatürkçü, uzlaşmacı, birarada yaşamacı, hattâ diyalogçu olduğumu” söylemiş. Fesûbhanallah! Hafazanallah! Ve hattâ estağfirullah! Herhalde bu satırlarla beni övmek istemiyor! Beni tanıyan herkesi hayrette bıraktığımı söylediğine göre, yanılmıyorsam bu hayret pek de hayra alâmet değil! “Sende mi Brütüs? Mollam?” kabîlinden bir hayret! O zaman, ey Mîrim, sizin Molla damarınız gitgide daha az müterakki olduğuna ve bunu da yergi değil bir övgü sebebi yaptığınızı sezdiğime göre, kendinize reva gördüğünüz bir “değişme”yi bu fakire niçin çok görürsünüz. “Bir kimseye revâ-i hakk olan bir nesne, diğerine de hiç değilse münâsiptir” meâlinde bir alman atasözü vardır ki bizde “daha az nâzikçe” olarak “senin canın can da benimki patlıcan mı?” demeye gelir.

Sonra ey Mirim, “kısmen veya tamamen” ne demek? Kısmen veya tamamen bütün “değişiklik alanlarıma” mı ait? Yoksa meselâ “kısmen Atatürkçü” tamamen “diyalogçu” mu olduğum kasdediliyor? “Birarada yaşamacı” (?) olmam, övülüyor mu, yoksa yeriliyor mu? Ben, kendimi bildim bileli “bir arada yaşamacı” (coexistence pacifigue) tarafdarı olduğumu hatırlıyorum. Sizinle tanıştığım yıllarda da, ömrümün hiçbir safhasında da, benim evimin duvarlarında Hitler”in resmi yer almadı. Yoksa almalıydı ve böyle de kalmalı mıydı? “Birarada yaşamacı” olmamdan ne kasdediliyor? Bu bir nakîsa mıdır, yoksa Mumtahine Suresi, 8-9. âyetlerine uymak mıdır? “Uzlaşmacı” olduğumdan ne kasdediliyor? Ben, Birader'in “Yozlaşmadan Uzlaşmak” kitabına “kısmen” muhalif idim ve yine de aynı çizgideyim. Mumtahine Suresi ile Kâfirûn Suresi'ni temyiz ve te'lifi elhamdulillah eskiden beri bilirim. Uzlaşmacı olmamdan kasdeline nedir?

“Kısmen veya tamamen Atatürkçü” olmamın (?) da övgü konusu mu, yergi konusu mu olduğunu anlayamadım. Övgü konusu ise ve bundan kasdedilen “ulusalcı” olduğum ise, bütün azizan bilirler ki ben bu “övgüye” lâyık değilim. Yergi konusu ise, ben “Balıkesir Hitabesi”nin sahibi, Erzurum Kongresi belgeleri başına besmele yazdıran, Milli Mücadele sırasında manevi güç kazanmak için Kur'an-ı Kerim okutan, vefatından kısa bir süre önce, Hind müslümanlarına “Resûl-i Ekrem'i (S.A.) rehber edinmeleri çin Ramazan mesajı gönderen Milli Mücadele Önderi, Gazi Mustafa Kemal Paşa'nın bu davranışlarını elbette severim. Vefat ettiğine göre, tasvib edemediğim davranışlarının hükmü “Ahkem-ul-Hâkimin”e aittir. Ben, 1990 dan, üniversite'ye dönüşümden sonra “kısmen veya tamamen” Atatürkçü olduğum kanaatinde değilim. İsmail Bey'in de Üniversite'ye intisab ettikten sonra “değiştiği”ni ve babası çevresinde görüldüğü rivayet olunan “Atatürkçü” düşleri yormaya başladığını da söyleyemem. Herhalde kendisi bu rüya yorumlarına rağmen, değişmeden kalmayı başarmıştır.

Kötü olan değişme, Ehl-i Beyt düşmanlarını ta'ziz ve ta'zim etme yönündeki değişmedir.

Kötü olan değişmeme de, bu ta'ziz ve ta'zimde diretmektir. Benim niçin kendilerinin mensup olduğu çevreden ayrıldığımı İsmail Bey de pek a'lâ bilir ve hatırlar.

Öyle zannediyorum ki benim bu noktada sabit kalmamdan hoşlanmayan İsmail Bey; bu hoşlanmayışın etkisinde, beni “değişmek”le itham etmek isteyip, kendisini ise zarif bir îma ile “molla damarından kurtulan bir ilâhiyatçı” olarak, değişmeyip gelişen bir insan-ı kâmil olarak tavsif buyurmuş. Heyhat! Hiç kimse, Ali'yi değil hasmını ta'ziz eden üstadına atfettiği: “Şi'a asırlar geçmesine rağmen bir türlü müslüman olamadı” gibi düşüncelerle iyi yönde gelişmeye muvaffak olamaz. İsmail Bey'in asıl hedefi de benim “diyalogçu” (?) oluşum ithamı olmalı! Fesübhanallah bir dahî! “Overlokçu kızlar aranıyor” ilânlarını görmüş, “diyalogçu” lâfını duymamıştım. Ben, üniversite'ye döndükten sonra bir daha “mihnet” çekmemek isteseydim, “diyalogçu” değil, hiç değilse 28 Şubat 1997'den itibaren, maalesef İsmail Bey ve benzeri ilâhiyatçılar gibi, “sükût yoluyla ulusalcılığı” seçerdim. Hangi ilâhiyatçı, siz de dahil olmak üzere, üstelik 28 Şubat döneminde, benim gibi, doğru anlamıyla Şeriat'in “Tabiî Hukuk'un evrensel ilkeleri” olduğunu söyleyebildi Mirim? Ben “diyalogçu” değil Tabiî Hukukçuyum. (Âl-i İmrân, 3/64) Kim olursa olsun mazlûmun yanındayım. Belki de değişme konusunda “kısmen” haklısınız: -Hulâsa bence şimdi kıble-i kalbim Muhammed'le (S.A.) Hudâ-i Lem-yezel'den başka herbirşey değişmiştir. (Ayaşlı Şakir Merhum)

 

   
Piyasalar
Döviz
Alış
Satış
Dolar :
1.1979
1.2037
Euro :
1.8863
1.8759
Video Galeri
İzleme : 848
Gazeteler
Yazarlar
Şamil TAYYAR /Şamil TAYYAR
STAR
Taha KIVANÇ /Taha KIVANÇ
Yeni Şafak
ERGUN BABAHAN /ERGUN BABAHAN
SABAH